![]() |
| > Ferdi Sabit Soyer> Gençlik Örgütü> Kadın Örgütü> Haberler> Anketler> Politik Tezler> Röportajlar> Linkler> Duyurular> Naci Talat Anısına> Fotoğraf Albümü |
![]() |
![]() |
|
Röportaj
Boşa Geçirilmiş 100 gün
Soyer: UBP seçimden önce verdiği sözlerin tersini yapıyor, diyalogdan kaçmak içi » |
![]() |
![]() |
|
Anket
Web sitemizi nasıl buldunuz?
|
![]() |
Soyer'den UBP hükümetine sağduyu çağrısı

Üzerinde düşünülmeden tartıştırılmadan dayatılan ekonomik paketlerin toplumu bir çatışma ortamına sürüklediği konusunda uyarıda bulunan CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, hükümeti ısrarından vazgeçerek tedbirleri toplumun tüm kesimleri ile tartışıp bir konsensusa varmaya davet etti. Soyer açıklamasında şunları ifade etti:
"Kıbrıs Türk halkı olarak hem Kıbrıs sorunu, hem ekonomik, sosyal ve siyasal meseleler açısından çok zor ve çetin günlerden geçiyoruz.
Farklılıklarımıza rağmen, bütün bu sıkıntıları, Kıbrıs Türk halkının Birleşmiş Milletler parametrelerinde çözüm istenci ve sosyal adalet temelinde, üretkenliği ve verimliliği hedef alan bir yapıyla sorunlarımızı çözerek var olmak ve gelişmek yönünde hareket etmeliyiz.
Ancak hal böyle olmuş olmasına rağmen bugünlerde ihtiyacımız olan toplumsal sağduyu, ortak akıl ve demokratik birliktelik zemininden ciddi bir kayış içerisinde bulunuyoruz. Daha önce de işaret ettiğimiz gibi bir yandan Kıbrıs Türk halkının çeşitli kesim, katman, zümre ve sektörleri birbirine düşme noktasına gelmiştir. Kıbrıs Türk halkının kendi kurumsal varlığına inancı ciddi ölçüde sarsılırken; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Türk halkı arasında hiçbir zaman gölgelenmemesi gereken ilişkilere de ciddi gölgeler düşmektedir. Bugün bütün bu konuları İngiliz sömürge idaresinin ‘böl ve yönet’ siyasetinin acılarını yaşamış bir halk olarak değerlendirmek ve iç demokratik birlikteliğimiz yanı sıra Türkiye ile ilişkilerimize herhangi bir kırılganlık düşürmemek için tarihi sorumluluğumuz bulunmaktadır. Ancak ne acıdır ki bu noktadan uzaklaşmaktayız.
Bugün UBP azınlık hükümeti, gönülsüzce ve isteksizce, önceden hazırlamadığı tartışmadığı ve halk nezdinde de tartıştırmadığı bazı düzenlemeleri, reform adı altında uygulamaya çalışmaktadır. Hükümet çok acele etmektedir çünkü önceden düşünülmeyen, hazırlanmayan bu sözde reformların uygulanması sözünü vermiş, takvimlemiş ve eğer bunların bir kısmı yerine gelmezse, ek mesaileri ve maaşları ödeyebileceği kaynağı alamayacağı korkusuna düşmüştür. Bundan ötürü kendi siyasal yapılarına da ters zorlamalarla bu sözde reformları gündeme getirmeye çalışmaktadır. Öte taraftan iş dünyası bu paketi ve sözde reformları iyice incelemeden, yüzeysel bir bakışla destek beyan etmiş ve ilk etapta bu sözde tedbirlerin hedefi olan kamu görevlileri ve diğer kesimleri karşısına almıştır. Kamu görevlileri ve sendikalar bu gelişmelere haklı olarak tepki göstermekte ve anayasal demokratik haklarını kullanarak eylem yapmaktadır.
Sonuçta öyle bir noktaya geldik ki, iş dünyası emek dünyasına, emek dünyası iş dünyasına bir karşıtlık, ötekileştirme ve çatışma eşiğinde bulunmaktadır. Bu ise Kıbrıs Türk halkının varlığını büyük ölçüde sarsmaktadır. Bu bağlamda karşılıklı suçlama ve açıklamalar yapılmaktadır. Emek dünyasının kırılması demek iş dünyasının, iş dünyasının kırılması demek, emek dünyasının çöküşü demektir. Toplumsal varoluş mücadelesinde halk kendi içinde kendilerinden birinin ötekine üstünlüğü ya da düşmanlığıyla var olamaz.
Türkiye, bu yıl 920 milyona ulaşan katkılarının -ki bu Kıbrıs Türk halkı için büyük bir değerdir- yanlış uygulamalarla daha da artmasından endişe duymaktadır ve bunun için tüm taraflar aceleyle hareket etmekte; Kıbrıs sorununun bu en kritik aşamasında ihtiyaç duyduğumuz demokratik birliktelik sarsılmaktadır. Bu bakımdan bu tutulan yolun doğru bir yol olmadığını ve bu uygulanmaya çalışılan tedbirlerin sonuçta Kıbrıs Türk ekonomisini yalnız kamu çalışanları ve emekçiler olarak değil özel sektör, ticaret dünyası, üniversiteler, esnafıyla topyekûn büyük bir sıkıntıya sokacağı da açığa çıkmış bulunmaktadır.
İşte güvensizlik, kuşkuyu, endişeyi, sonuçta ‘ben kendimi kurtarayım düşüncesini besleyerek toplumsal birlikteliği yıkıma götürmektedir. Bu bakımdan hükümeti bu ısrarını değerlendirmeye, gözden geçirmeye ve bir an önce Meclis’te temsil edilen siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, iş dünyası, esnaf örgütleri, üretici birlikleri ve bilim adamları ile ekonomistlerin birlikte ülkemizin her alanda yeniden yapılandırılmasına dönük olarak bir ekonomik ve sosyal konsey bağlamında bir tartışma, görüşme ve ortak aklı yaratma devinimi içine girilmesini CTP-BG olarak yeniden önermek istiyoruz.
Tutulan yol, yol değildir. İngiliz bizi vurdu vuruşturdu; kırıldık ve döküldük. Şimdi kendi elimizle ne sendikalarımızla iş dünyasını, ne üretici birlikleri ile esnaf örgütleri ve bunarın toplamını ne de Türkiye ile aramızdaki güzel ve sağlıklı ilişkileri kendi bencil çıkarlarımız için, bizler kendi elimizle, kendimiz vurup kırmayalım, dökmeyelim.
Akıl hâkim olmalıdır. Bu bakımdan hükümeti tekrardan bütün bu tavırları gözden geçirmeye ve bu süre zarfında doğabilecek sıkıntıları toplumun bütün kesimleriyle birlikte göğüslemeye davet ediyorum.
Zaman koalisyon pazarlıkları zamanı değildir. Zaman kimin bakan, kimin başbakan, kimin milletvekili; şu kuruluşun başkanı, bu kuruluşun yöneticisi olacağının tartışılması ve arayışı içine girilmesinin zamanı değildir."
29-07-2010 |


Soyer: UBP seçimden önce verdiği sözlerin tersini yapıyor, diyalogdan kaçmak içi